Bi Dünya Yaşam - Uzak ülke: Madagaskar

Uzak ülke: Madagaskar

Madagaskar coğrafya olarak ana karadan uzakta okyanusun ortasında kale gibi korunduğundan dünya tarihi boyunca her yönüyle farklı ve uzak bir ülke olmuş. Dış dünyadan bu anlamda en az etkilenmiş üçüncü dünya ülkelerinden biri. Tarihte sömürgeci ülkelerin farklı coğrafyalardan topladığı esirleri bıraktığı bir ülke olduğundan Asya ve Afrika'nın karışımı bir toplum oluşmuş. Bir çok yerden gelen toplumlar yüzyıllarca geleneklerini sürdürebilmişler. Madagaskar toplumunu resmi ifadeyle 18 büyük klan oluşturuyor. Ana kıtaya böylesi uzak ve büyük bir coğrafya olan Madagaskar da çok zengin endemik bitki örtüsü ve sadece bu ülkeye özgü hayvanlar bulunuyor. Başta Baobab ve yolcu ağacı Madagaskar’ın sembolik bitkilerinden. Sadece bu ülkede yetişiyorlar ve her yönüyle farklı ağaçlar. Hayvanlardan da en sembolik farklı hayvanlar Lemur yani halk dilinde maki. Madagaskar’da seyahat ediyorsanız karşınıza çıkan makiler gibi irili ufaklı pekçok hayvan ile hayatınızda ilk defa karşılaşıyorsunuz. Malgaş toplum iletişim imkanları böylesi gelişmemişken dış dünyadan kopuk olduğu için örf adet gelenek ve göreneklerde farklılaşmışlar. Düşünce sistemindeki farklılık insanlarla olan dialogunuzda size hoş geliyor. Kültürel yapı biraz Hint kültürünün etkisinde izler bırakıyor. Sokaktaki Hint etkisini Afrika etkisinden daha yoğun hissedersiniz. Daha önceden beri süregelen iktidar kavgaları yavaştan devam ediyor fakat bu durum halkın enerjisini bozmuyor. Ülkeyi yönetmek isteyenler arasındaki tartışma halk arasına yansımıyor. Her yerde sıkça duyacağınız ‘’Mora moora!’’ yani yavaş yavaş sözü sinirlenen insanları anında yatıştırmak için de söyleniyor. İnsanların sokakta kavga ettiğine asla şahit olmazsınız. Aynı Hindistan’daki ‘’şanti şanti’’ gibi Mora mora anlam olarak sadece yavaş yavaş değil sevgi ve barışla hareket anlamına geliyor. Bunu bir kültür olarak yaşadıklarından buraya batıdan veya dışardan gelen mora mora olmayan kimseler göze batıyor. Bu "mora"lar bizim gibi hep pratik çözüm üreten ve hızlı düşünen insanlar için biraz sıkıntı olsa da tüm ülkeyi değiştiremeyeceğinizi anlayınca vites küçültüyoruz, öngördüğümüz çekim süresi dolaylı olarak uzuyor.

Madagaskarlılar geleneklerine çok bağlı insanlar. Dış dünyaya uzaklık beraberinde geleneklerde de farklılık getirmiş. Her yerin farklıdır tabi ama bu ülkede en basitinden düğün ve cenaze merasimleri diğer ülkelerden oldukça farklı.

Ve Famodihana (Ölü çevirme) seremonisinin peşine düşüyorum. Famodihana oldukça ilginç bir gelenek gerçekten. İnsanlar yakın akraba ölülerini belli periyotlarla mezarlarından çıkarıp onlarla bir süre vakit geçirme, doğduğu yerden uzakta ölmüşse ölüyü memleketine götürüp odasına veya yatağına yatırıp birkaç gün ölü ile vakit geçiriyorlar. Tabi bu durum uzak memleketlerde ölmüş ölüler için geçerli bir durum.

Madagaskar ın özellikle iç kesimlerinde uygulanan bir gelenek olan Famodihana’nın Ambositra ve Antisirabe’de herkesin yaptığını öğrenince bu şehirlerden birileriyle iletişim kurmaya çalıştım. O sırada Antananarivo da bulunan ama Ambositra’da yaşayan Roger ile tanıştım. Ambositra’da bir otelin tanıtımı için başkentte bulunan Roger’a bir Famodihana’yı fotoğraflamak istediğimi söylediğimde bunun yakın zamanda mümkün olamıyacağını çünkü sezonu olmadığını söyledi. Sezonu olmadığını yine başka kaynaklardan öğrenmiştim. Roger’a sezonu bizimle açması karşılığında normalde yaptıkları bazı harcamaları karşılayacağımı söyleyince Roger’ın aklına hemen yattı bu durum zaten sezonu geçmiş kendi babasının ve annesinin Famodihanasını bu sayede yapıp aradan çıkartmak çok mantıklı olacakki kaba bir hesapla 900 euroluk masraf çıkarttı. Biraz pazarlıkla bunu 600 euro ya indirebildim. Famodihana için gerekli organizasyon için herşeyi biz ödeyecektik onlar da Famodihana yapıp eğleneceklerdi.

Birkaç gün sonra ekibimizle Ambositra’ya doğru yol aldık. Çünkü Madagaskar’daki çekmeyi planladığımız kulağa en enteresan gelen konu ölüçevirme bir an önce belgelenmeliydi. Ambositra’ya vardığımızda Roger heyecanla bizi bekliyordu. Organizasyonun normalde bir sene önceden başladığını ama bizim için herşeyi 5 gün içersinde yapabileceğini belirtti. Biz de kabul edip bazı alışverişleri yapmak için biraz para verdik. Organizasyon hazırlıklarına Roger oldukça hıızlı başladı. Bir taraftan ölü çevirme papazını ayarlayıp diğer taraftan famodihana gecesi dj lik yapan ve ayrıca sadece davul ve küçük flüt gibi bir enstrüman çalan grubu ayarlamanın yanında daha sayamıyacağım bir sürü detay hazırlığı çok kısa bir sürede hallediliyor. Famodihana için olmazsa olmaz şart ‘’Zebu’’ yani bir tür boğa kesmek. Alnında da beyaz benek olanlar kutsal sayılıyor ve Roger Famodianası için özellikle alnı benekli büyükçe bir zebuyu arayıp buluyor. Zebuyu satın aldığımız adamla daha sonra bir çok yerde karşılaştık. Adam bir yerde karşıma geleneksel boğa güreşinde yaralanmış olarak çıktı . Boğanın boynuzu tarafından feci şekilde ayağından yaralanmıştı ve kan kaybediyordu. İ;şte böyle bir adamdan alıyoruz Zebuyu ve Roger’in köydeki evine bağlıyoruz. Bir taraftan diğer malzemeler için pazarda alışveriş yapıyoruz. Roger’ın uzak şehirlerdeki amca, hala ve diğer akrabalarını davet etmesi, köydeki evi Famodihana için hazırlaması, içilecek içki romun bulunmasından, müzik sisteminin kuurulmasına kadar çok iş kısa bir zaman içinde bitirilmesi gerekiyordu. Doğrusu Roger, kardeşi Tinia ve diğer kardeşleri güzel bir iş bölümüyle organizasyon için gerekli herşeyi paylaştıktan sonra ilk iş belediyeden mezarın açılması için gerekli izni almak ve bunun için önce köy muhtarından bir izin belgesi almak gerekiyordu. Önce muhtarı pirinç tarlasından çıkartıp uzun bir otorizasyon belgesini kaleme almayı, ardından da bu belgeyle belediyeye gidip Famodihana izin belgesinin çıkartılması gerekiyordu. Bu belgede yazılanlar daha sonra mezar açılmadan önce ve kapatıldıktan sonra okunması gerekiyor. Katılanların dikkatle orada yazanları saygıyla dinlemeleri bir ritüel olmuş. Bir takım çekim izini formaliteleri sorun olmasın diye Roger ve kardeşi Tinia belediyeye beraber gidip kısa sürede bu otorizasyon belgelerini çıkarttılar. Belgeler de hazırlandıktan sonra resmi olarak famodihananın başlamasında bir engel kalmadı. Hazırlıklar yapılırken Ambositra’nın yakınlarında Zafimarini diye bir köyde geleneksel ağaç işçiliği ve ev yapımı olduğunu öğrenip o tarafa haraket ediyoruz. Oldukça ilginç ve zor bir işçilikle hazırlanan keresteler metal veya çivi kullanmadan birbirine geçirilip evler yapılmış ve yapılıyordu. Ambositra’dan yaklaşık 90 km uzakta olan bu köyde evleri ve ağaç işçiliğini incelerken bir sokakta Roger’la karşılaştık. Bu köydeki bazı akrabalarını davet etmek ve eğlencede içilecek romu buradan temin etmek için gelmiş. Bu ilginç rastlantı sayesinde akrabalarını famodihana için nasıl davet ettiğine şahit olduk. Biz de onunla akrabasının evine gidip nasıl bir ritüelle davet ettiğini gözlemleme imkanı bulduk. Başta rom ve alkol içmeyen küçükler için başka içecekler gibi hediyeleri hane sahibine sunup, özellikle oturmamız istenen yere oturtulduktan sonra Malgaşca davet ritüeli hane sahibine okundu. Sonra evin birköşesine doğru dönülüp hep beraber dua edildi. Metal bir tabağın içine atılan eski bir metal paranın üzerine rom konulup bu romun birazı toprağa dökültükten ve misafirlerce içildikten sonra davet işlemi bitmiş oluyor. Roger, bana bu metal parayı göstererek hane sahibinden alınan bu geçmeyen paranın aslında manevi değerinin yüksek olduğunu ve saklanması gerektiğini söyleyip cebine attı. Bu sayede hane sahibi aynı zamanda bu köyün en yaşlı insanını düzenlenecek famodihana için davet etmiş bulunduk.

Ambositra’da Roger’ların ata evinde famodihananın son hazırlıklarını yapmak için köye döndüğümüzde büyükçe kalabalığın yavaşça toplanmaya başladığını gördük. Aldığımız boğa, toplanan insanların yardımıyla ve biraz zor da olsa kesildi, ateşler yakılıp kazanlar kaynatıldı. Famodihanayı duyan çevre köylerden insanlar yavaş yavaş evi ve çevresini doldurmaya başlamışlardı. Bu akşam kaynayan kazanlarda pişen boğa eti ve pilav, evi dolduran komşu, eş, dost akraba ve çevirmesi yapılacak ölünün bütün tanıdıkları veya çevrede famodihanayı duyup bunun sabaha kadar eğlence, bedava yemek ve sınırsız içki demek olduğunu bilen herkes tarafından tüketilecek. Yemekler yenilip herkesin karnı doyduktan sonra başlayan müzik ertesi gün sabah mezarlar açılmaya başlanana kadar hiç susmayacaktı. Madagaskarın genelinde görmeye alışık olduğumuz insanların her ortamda yüksek sesle müzik dinlemesi famodihana gibi düğün ve cenazenin birlikte olduğu böylesi ortamda doruklara çıkıyordu. Alınan fıçı fıçı rom içilmeye başlandıktan sonra insanlar sabaha kadar bangır bangır müzikle dans edecekler ve eğlenecekler. Madagaskarın geleneksel içkisi olan şeker kamışından yapılma romun alkol seviyesi o kadar yüksek ki toplanan odunları tutuşturmada, ateş yakmak için de kullanılıyor. Bundan sabahlara kadar bidon bidon içen insanların ne hale geldiğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Bu şekilde sabaha kadar susmayan müzik ve içilen romla kendinden geçen insanlar dans ederek tüm geceyi eğlenceyle geçiriyorlar. Sabahın ilk ışıklarıyla yapılan yine etli pilavlı kahvaltıdan sonra enerji için romla devam eden mezar kazıcıları birkaç bardağı hızlıca içip mezarları kazmak için hızlıca mezarlığın yolunu tutuyorlar. Madagaskar’da mezarlar 4-5 metre yerin altında olduğundan ciddi bir işleri var ve yetişmesi için erken başlamaları gerekiyor. Uyananlar,kahvaltısını yapanlar ve çevre köylerden toplananlar yavaş yavaş mezarlık yolunda kervan oluşturmaya başlıyorlar. İnsanlar mezarlığı doldurmaya başladıkça bizim mezarlıkta görmeye alışık olmadığımız müzik ve eğlencenin dozu artıyor. Sabahtan kazmaya başlayan mezarcılar da nihayet mezar odalarının kapısını yine elleriyle koymuş gibi buldular. Aynı mezarda bulunan Roger’ın anne babasının yanında babasının kardeşleri ve onların eşleri de yine aynı mezarda bulunuyor. Bizim sayemizde mezardan yatmakta olan 6 cesedin famodihanası da yapılacak. Mezarın açılacağını haber alan diğer ölülerin yakınları da mezarlığa geldiği için hayli bir kalabalık mezarlıkta toplanmış bulunuyordu. Mezarın kapağına indiğini belirtmek isteyen mezarcılar hafifçe mezar kapağını açıp kapatarak hem mezarı havalandırıyor hem de herkese mezara girilebileceğini duyuruyordu. Daha sonra polis eşliğinde gelen resmi görevliler otorizasyon belgesini okudular. Bu okunurken müzik ve eğlence sustu ve kalabalık sessizce okunan izni dinledikten sonra artık mezara girilebileceğinin işareti verilmiş oldu. Zaten akşamdan beri hiç susmayan müzik tekrar başlayarak müzik eşliğinde insanlar mezar kapağını açıp içeri girmeye başladılar. Ben fazla büyük olamaz derken içeri giren insan sayısının fazlalığından mezarın gayet büyük yapıldığını anladım. Aslında çok da yabancısı olmadığımız Romalılardan veya Anadolu’nuneski uygarlıklarının mezarları gibi yapılmış bir mezardı burası. Mezar kapısından girilince ortada bir salon ve bu salona kapıları olan biri tam karşıda, ikisi yanlarda bulunan 3 küçük odacıkta çifter çifter yatıyordu ölüler. İçerde en yakını 3 yıl önce vefat etmiş ölüler olduğu için koku hayli keskindi. Ölülerin ceset kokularının azalması için meftalar vetifer denilen doğal kokulu bir hasırın içine sarılıyor ve başka kokulu bitkiler ile bezeleniyor. Mezarın içi o kadar sıcak olmasına rağmen belki onbeş yirmi insan aynı anda içeri girip orada da rom içmeye ve şarkılar söylediler. Doğrusu ben daha fazla duramadım. Çıktıktan sonra da mezarın içinden eğlence ve kahkaha sesleri geliyordu. Ölüler yakınları tarafından teker teker müzik eşliğinde çıkartılıp dışarda yere serilmiş olan örtülerin üzerlerine konuldu. Çevresini saran yakınları tarafından bir sohbet ortamı oluşturulup aynı zamanda kokulu hasırın etrafına sarılan ve her famodihanada değiştirilen ipek örtüyü çıkarıp yerine yenisini sarmaya başladılar. Kendi memleketlerinden uzakta ölen ölüler famodihana ile evlerine getirilip orada birkaç gün kalması sağlanıyordu fakat Roger’ın anne babası ve diğerlerinin memleketi bu köy olduğu için ölüler sadece mezarlıkta tutuluyor ve ölülerle hasbihal ve eğlence mezarlıkta yapılıyor. Ölüler birkaç saat dışarda kah omuzlarda müzikle dans ediyor kah yerde etrafında yakınlarıyla beraber yatıyordu. Flüt ve davullarla çalınan müziğin akşamki eğlence müziğinden çok kavuşma ve ayrılık hezeyanları taşıdığını hissedebilirdiniz.

Bu şekilde ölülerle eğlence ve dans birkaç saat devam ettikten sonra yeni ipek kumaşlara sarılmış cesetler teker teker mezara koyuldu. Yakınlarıyla birkaç dakikalık hazin ayrılış sürecinden sonra mezarın kapağı kapatıldı. Birsüre sonra belediyenin resmi görevlilerince mezarın kapanış otorizasyonu okundu. Herkes saygıyla onu dinledi. Böylece Roger, Tinia ve diğer kardeşleri üzerlerine düşen bir sorumluluk olan ailesi için Famodihana’yı yerine getirmiş oldular.

...

Ambositra’dan Zafimarini köyünü ziyarete giderken şoförümüz Tina’nın aradıklarımızı anlaması ve dikkati sayesinde nehirde altın arayan köylülerle karşılaşıyoruz. Kumlu bir dere yatağında ortadan derin yerden kum çekebilmek için uzun küreklerin kullanıldığı sonra o kumları metal leğenlerde sabırla suyla çevire çevire eleyip zor zahmetle belki saatler sonra aynı leğende çok çok küçük altın tanecikleri buluyorlar. Şoförümüz Tina bunlardan daha sonra Antsirabe’de eritip kulağına küpe yapmak üzere altın satın aldı. Altın çıkartmalarına rağmen çok fakir oldukları her halinden belli büyük bir aile idiler. Dere yatağında uğraşıyorlar ama her uğraşlarının neticesinde biraz altın buluyorlardı. Bunu o yüzden sürekli yapmaları ve suda çokca zaman geçirmelerine neden oluyordu. Kameralarımızı görünce ve ekimiz sıcak kanlı olduğu için çok eğlendiler.

Röportaj yaptığımız Bernard Zafimahatratra iki kız ve iki erkek kardeşiyle günde tam zamanlı çalışsalar ayda 300000 ariary yani yaklaşık 290 tl kazandıklarını belirtiyor.Buna rağmen Bernard ve ailesi oldukça mutlu bir aileye benziyorlardı. En yakın şehir Ambositra’ya 50 km uzaklıktaki velonanta tvato isimli şirin mi şirin bir köyde oturuyorlar. Altın aramaya da dereye aşağı iniyorlar. Bunun yanında hayvanlarını da otlatıyorlar. Derenin içinde çalışmak oldukça zahmetli görünüyor. Haziran ayı Madagaskarın kışı olduğundan hava biraz soğuk. Üşüdükçe derenin kenarında yaktıkları ateşte ısınıyorlar ve aynı ateşte yemeklerinipişirip yiyorlardı. Leğendeki kumu elemek suyun içinde ciddi bir sabır gerektiriyor.Altın siyanürle çıkartılmadığından ve sisteme bulaşmadan alın teriyle çıkartılan bu altından biraz satın almadığımdan daha sonra pişman oldum. Bu ilkel ama çevreyle barışık altın arayıcılarıyla vedalaşıp yolumuza devam ediyoruz.

...

Madagaskar’ın hemen her yerinde insanlar horoz dövüştürmeyi hem bir eğlence hem de para kazanma aracı olarak görüyor. Bir çok şehirde belli yerlerde özellikle hafta sonu turnuvaların yapıldığı sadece horoz dövüşünün yapıldığı ringler mevcut. Ambositra’da kaldığımız otelin yakınlarında oturan John ile bize ipek satmaya çalışan eşi ve kardeşi aracılığıyla tanıştık. John 32 yaşında normalde teknisyen olarak çalışıyor. Eşi Anna ile beraber Ambositra’daki tek odalı evlerinde oturuyorlar. Horozu ile haftasonları hemen yakındaki ringe gidiyor ve bulabildiği paraları buraya yatırıyor. John evinde horozu İkala Gerorge e en güzel yemlerden yedirip yaralarına pansuman yapıyor. Bir Pazar günü sabah John, horozu İkala ve arkadaşlarıyla evinde bir süre vakit geçirdikten sonra hepberaber turnuvaya katılmak üzere ringe gittik. Bizden ve arkadaşlarından bir miktar para topladıktan sonra çevredeki insanlara bizim sayemizde reklamını yaptı. Kameraların onu ve horozunu çektiğini gören izleyiciler John’a bahis oynadılar. Kısa sürede 250 bin ariary i bahise para toplandı. Bir süre sonra horozları dövüştüren jokeyler eşliğinde maç başladı. Sahibi adına horozları dövüştüren jokeyler de maçta başarı durumuna göre payını alıyor. John’un horozu İkala’yı dövüştüren jokey Toro, oldukça deneyimli bir jokeydi. Jo’nun nun rakibi oldukça kuvvetli görünüyordu ve seveni, üzerine bahis oynayanı çoktu. Çok uzun süren maçta tabir yerindeyse kan gövdeyi götürdü. Horozların ataklarıyla bahisçilerin karşılıklı bağırışları maçın heyecanlı anlarını oluşturuyordu. Bitmez tükenmez bir enerjiyle birbirlerine saldıran horozlar dövüş uzadıkça yavaşlamaya başladılar. Maç o kadar kanlı bir hal aldı ki sıçrayan kanlar fotoğraf çekerken makineme ve elbiseme sıçradı. En sonunda diğer horozu kaçırmayı başardı İkala. Zaten takati kalmamıştı. Düştü düşecekti ki kaçmayı yeğledi. Hatta birkaç kere daha İkala’nın önüne atıldı gerçekten kaçıyor mu diye. Ama evet kaçıyordu John sevinç naraları atıp oradaki elinde horoz olan bir çok kimseye açıkça meydan okuyordu.. Böylece john nun bahis için koyduğu para ikiye katlandı. Etraftakilere kazandığı paraları gösterip arkadaşlarıyla ve horozu İkala ile beraber ringden uzaklaşırken gidip bu paraları nasıl hemen yiyeceğini düşünüyordu. John gibi Madagaskar’lıların geneli eldekini hemen bitiren yarın için bir şey bırakmayan bir anlayışa sahipler. Yarını düşünmeyen günlük yaşayan bir millet Madagaskar toplumu.

...

Ambositra’da yine günlük kazanan günlük yiyen mesleklerden biri de puspusculuk. Puspus yani insanların çektiği yolcu taşımacılıkta kullanılan küçük arabacıklar. Tanıştığımız Dede Ambositra’da oğluyla beraber puspusculuktan geçiniyor. Günlüğü 4000 ariary e kiraladığı puspusla günboyu çalışıp 15, 20 bin ariary yani yaklaşık 15 tl para kazanıyor. Bütün puspuscular gibi Dede de mütevazi, biraz mahcup, kanaatkar, utangaç bir tipti. Çekimlerimiz yapılırken her söylediğimizi emir gibi alıgılıyor yapmaya çalışıyordu. Fakat tek kelime anlaşamadığımız için iletişim biraz zor oluyordu. Oğluyla beraber içinde tavukların da yaşadığı çok küçük bir odada yaşıyor Dede. Hayattan fazla bir beklentisi yok. Kendi halinde puspusculuk yapıp biraz para kazandığında ve evine yiyecek birşeyler getirdiğinde kendini mutlu hissediyor. Puspuscuların çoğu gibi Dede de mesleğini yaparken ayakkabı veya terlik kullanmıyor. Çoğu böylesinin daha rahat olduğunu söylüyor. O taşlı ve sıcak yollarda, yokuşlarda gerçekten alın teriyle helal para kazanıyorlar. Dede de diğer puspuscularda geneli ufak tefek ama çok güçlü insanlar. Kendi ağırlıklarının kat be kat ağırlıkları insanları eşyaları şehrin her tarafına götürüyorlar. Bizdeki taksilerin motor gücüyle yaptıkları işi tabana kuvvet yapıyorlar. Puspusla dolaşmanın gerçekten hoş bir hissi var. Bir insan çekiyor olması biraz utanç verici bir durum gibi olmasına rağmen burada birçok insanın bu meslekten ekmek yiyiyor olması yüzünden Madagaskarın farklı yerlerinde tercih ettiğim bir ulaşım biçimi oldu. Madagaskar’da şehiriçi ulaşımın olamazsa olmaz araçları puspuslar dünyada artık hiçbir ülkede böylesi yaygın kullanılmıyor. Madagaskar’da daha çok uzun yıllar insanların tercih edeceği bir ulaşım vasıtası olacak gibi duruyor. Puspus Madagaskar kültürünün içine adeta yerleşmiş.

...

Antananarivo’da nasıl hayat hikayeleri var diye dolaşırken kaldığım otelin hemen yakınındaki gar meydanında bir kalabalığın dikkatlice bir gösteriyi seyrettiğini farkettim. Ben de seyircilerin arasına katıldığımda iki adamın ellerindeki yılanlarıyla inanılmaz hareketler yaptığını gördüm. Adam yılanı yutuyor sonra çıkartıyor tekrar yutuyor, burnundan sokup ağzından çıkartıyordu. Bu arkadaşların hikayesi oldukça enteresan görünüyordu. Yaptığı hareketler oldukça fotoğrafik ve enteresan bir hayat tarzları var gibiydi.

Birkaç gün sonra ekibimle birlikte meydandaki gösteri yaptıkları yere gittiğimizde çocukluk arkadaşları olduğunu öğrendiğimiz Patrique ve Felix Roland çevresine toplamış yüzlerce insan yine bol aksiyonlu gösterisini yapıyordu. Bir taraftan fotoğraf ve video çekip bir taraftan ilginç gösteriyi izliyorduk. Patrick yılanları yutuyor çıkarıyor, dev anakondaları pantalonunun içine sokuyor, ağzına attığı jiletleri afiyetle çiğniyerek yiyiyordu. Kardeşi Felix ters düz parendeler atıp oda gösteriye görsellik katıyordu. Bir anda nereden çıktığını görmediğimiz bir araba gösterinin ortasına geldi. Patrique göğüs bölgesinin üzerine bir tahta alıp yere yattı. Şoför arabanın tekerini Patrique’in karın bölgesinin üzerindeki kalasa göre ayarlayıp gaza bastı. Koca araba çokda kontrollü olmayan bir şekilde Patrique’in üzerinden geçti. Oldukça tehlikeli bir hareketti ve Patrique sadece kolundaki birkaç sıyrıkla bu tehlikeli gösteriyi de tamamladı.

Daha sonra Roland kardeşlerin yaşadığı yeri görmek için bekçilik yaptıkları ve kaldıkları eve gittik. Antananarive’in 10 km yakınındaki By pass diye bir yerde kalıyorlar. Bekçilik yaptıkları evin yanındaki tarlalardan yılan ihtiyacını karşılıyorlar. Yılanları sanki eliyle koymuş gibi saklandıkları yerden çıkartıyor ağzına atıyor, yutuyordu. Yılanlar arasıra ısırıyor Patrique de ısırarak vücuduna yapışan yılanları güçlükle çıkarıyor kanayan yere de çevrede bulunan bazı bitkilerin antiseptik diye bildiği sütünü sürüyordu. Çevrede bulduğu başka bir bukalemuna da elini ısırttırdı. Patrique hayatımda gördüğüm en ciddi mazoşistlerden biriydi gerçekten. Her gün üzerinden defalarca araba geçiyor, jiletler yiyiyor , yılanlar yiyiyor çıkarıyor. Kendine acı çektirmekten hoşlanıyor ve bundan geçimini sağlıyor. Bu ilginç yaşam tarzı onları toplumdan biraz soyutlamış. Madagaskar’a göre bile oldukça ekstrim yaşamaları ve böyle hayatlarını sürdürebilmeleri onları güçlü adamlar yapmış. Her ikisinde de sürekli bir enerji patlaması vardı. Yürürken bile yanlarında taşıdığı pilli teyiple yüksek sesle müzik dinliyorlar bir taraftan orasına burasına soktuğu yılanlarla oynuyorlardı. Dev anakonda ve diğer yılanlar onlara alışmışda değildi ama birllikte uyum içinde yaşıyorlardı. Bende birkaç defa dev anakondaları boynuma aldım. Bi Dünya Yaşam Madagaskar'da devam ediyor.

Yazan: Mehmet Özen