Bi Dünya Yaşam - Komor Adaları

İsmini aydan alan ülke: Komorlar

Komorlar veya Arapçadaki ismiyle El Cezirat-ül Kamer. Ülke ismini anlam olarak Arapçası "kamer" olan "ay"dan alıyor. Sokaklarında gece gezerken yanınızdakilere kayan yıldızları gösterebileceğiniz bir ülke Komor. Okyanusun ortasında geceleri elektriksiz şehirlerde bile gökyüzü çok parlak görünüyor. Ay adaları gerçekten bu ülkeyi güzel tanımlıyor. Bayrağındaki hilal ve adaların okyanusda hilal gibi dizilimi birbirini tamamlıyor. Yine Komor bayrağındaki dört yıldız Büyük Komor, Mohali, Anjuan ve Mayot adalarını simgeliyor. Fakat bu adalardan Mayot, geçtiğimiz senelerde yapılan referandumla Fransa’nın toprağı olmayı kabul etti. Bu yüzden Mayot Komor’dan ayrılıp Fransa’nın denizaşırı departmanı yani toprağı oldu. Fakat bayraktaki dört yıldız halen duruyor. Bayrak değiştirilmedi fakat insanlar bir daha asla Mayot’un Komor’a dahil olamayacağını ve aynı milletten akraba olmalarına rağmen yanyana gelemiyeceklerini düşünüyorlar. Mayot, Fransa toprağı olduğu için de Komor’dan bir çok insanın illegal yollardan bu adaya geçmesine neden oluyor. Okyanusda eski teknelerle yapılan kaçak yolculuklarda mülteciler bazen hayatlarını kaybedebiliyorlar. Komor adaları arasında makul fiyatla motorlu tekne veya uçakla yolculuk edebiliyorken Mayot’a gitmek çok daha pahalı tutuluyor.

Komorların en büyük adası Büyük Komor havaalanına uçağımız indiğinde ismi Grand yani büyük olmasına rağmen aslında küçük bir adaya indiğimizi anlıyoruz. Tamamı 700bin nüfuslu Komor ekvatoryal bölgeye yakınlığından dolayı oldukça sıcak bir tropikal iklime sahip. Gelir gelmez yüzünüze çarpan sıcaklık sizi karşılıyor. Adanın en büyük şehri ve ülkenin başkenti Moroni havaalanına yaklaşık 40 km. Moroni ye doğru yol alırken en son 2005 de patlayan aktif volkandan akan lav izlerini görüyorum. Volkanda bir çok yanardağ ağzı var ve geçmiş tarihlerde farklı deliklerden lav geldiğinde adada yaşayan bazı köylülerin evlerini lav götürmüş. Şimdilerde Komor’lular volkanı unutmuş durumda ama yine de bu volkan sürpriz yapabilecek gibi görünüyor. Göz alabidiğine arazinin tamamı hindistan cevizi, muz, mango ve bilimum tropikal meyveler veren ağaçların ormanı. O kadar çok meyve ağacı varki ayrıca tarım yapılan bir alan gözünüze çarpmıyor. Hint Okyanusu’nun balık çeşitliliği de Komor’un beslenmesindeki önemli kaynaklardan. Bu anlamda balıkçılıktan geçimini sağlayan önemli bir kesim mevcut. Dev kılıç balıklarının bu denli çok olduğu başka bir ülke görmedim. İnsan boyundan büyük kılıç balıklarını ilkel denebilecek yöntemlerle avlıyorlar. Okyanusun bereketi adanın tüm sahilinde hissediliyor. Komorlular bir taraftan tropikal meyvelerden ve sebzelerden diğer taraftan okyanusdan tabiri caizse ekmek elden su gölden besleniyorlar. Fakat vanilya ve birçok parfümün hammaddesi ylang ylang çiçeği ve yağı üretiliyor. Ülkeyi kalkındıracak seviyede üretimin olmadığı bu ülkede ekonomi dışardan gelen yardımlar sayesinde ayakta duruyor. Ülkedeki limanın , yolların ve birçok projenin takibini oraya giden ve Komor’lulara hizmet götüren bir Türk şirketi de bulunuyor. Çalışanlarının da bir kısmının Türk olduğu bu şirketin şantiyesinde misafir olarak kalıyoruz. Devletin para sıkıntısından dolayı Komor’da bir çok projenin yarım kaldığından veya hiç başlayamamasından şikayet ediyor şirketin ortaklarından Haydar Bey. Türkiye’ye böylesi uzak bir coğrafyada bulunan Komor’da Türklerle karşılaşmak hepimizi memnun ediyor. Komorda herkes Türkleri yol ve inşaat alanındaki faaliyetleri yönüyle tanıyor.

Sanayileşmenin olmadığı uzak bir İslam ülkesi Komor. Toplumun yüzde 99 u müslüman. Tamamı sünni ve dini yaşayışları Anadolu’dakiyle itikadi anlamda tıpatıp aynı fakat bu ülkede İslam etkisini yaşamın her alanında daha sık görüyorsunuz. Komor adalarında birçok tarikat var. Yine Anadolu’daki tarikatlardan Kadirilik, Rufailik yaygın şekilde bulunuyor. Bunun yanında Şazeliye ve Aleviyye gibi tarikatlar oldukça geniş mürid nüfusuna sahip. Mesela Afrika’daki en yaygın tarikatlardan olan Şazeliye tarikatının Komor’da 40 dan fazla dergahı var. Şazeliye tarikatının Komor’daki lideri Şeyh Muhammed Kasım Moroni’deki tarikat bakımından birinci halde öneme sahip zaviyede bulunuyor. Şazeliye tarikatının Moroni’de yaptığı bir zikre katılma imkanı yakalıyoruz. Oldukça farklı bir ritimde seyreden zikirde söylenen ilahiler oldukça farklı ve inanılmaz coşkulu bir cezbe ve harmoniyle söyleniyor. Yapılan zikirlerden sonra gelenlere teberruk diye bir çeşit hamur işi lokma dağıtılıyor. Komor’da nerede gezerseniz gezin karşınıza en çok çıkacak şey irili ufaklı camiler, mescitler ve bu tarikatların zaviyeleri. Bizde buradaki tasavvuf kültürünün izlerini takip etmek istiyoruz. Daha önce Komor’a Bi Dünya Yaşam belgeseli için konu tespiti yapmaya geldiğimde tanıştığım Esedillah kendi dedesinin şeyh olduğu zaviyeye diğer adaya gidebileceğimizi söylemişti. Esedillah’ın dedesinin zaviyesi gibi Şazeliye tarikatının birçok zaviyesi ve dergahı bulunuyor Komor’da. Hatta bazı cami mescit gibi yerleri değişik tarikatlar sahiplenmiş. O mescitler onların isimleriyle anılıyor oralarda toplanıyor ve zikir yapıyorlar. Ekibimle zamanımız kısıtlı olduğundan diğer ada Mohali’ye geçemiyoruz. Bunun yerine Esedillah bize adanın kuzeydoğusunda küçük bir köy olan Beni'ye gitmeyi teklif ediyor. Oraya gider gitmez şeyhin oğlu tarafından karşılanıp şeyh Muhyiddin ile tanışıyoruz. Bizi hemen yemeğe davet ediyor. O ve dervişlerle Komor’a özgü yemekleri yedikten sonra ikindi namazı için mescide gidiyoruz. Namazdan ve duadan hemen sonra zikir başlıyor. Kadiriler bu mescidi aynı zamanda zikirlerini yaptıkları bir dergah olarak da kullanıyor. Mescitteki alanın tamamını dolduran halkada birbirlerine kenetlenmiş insanlar müthiş bir cezbeyle zikrediyor. Aslında tarz olarak bizim Anadolu’daki Kadirilerle aynı tarzı yansıtmasına rağmen tabiki bazı farklılıklar var. Çevresi tropikal meyvelerin ormanı olan böyle bir köyde müslümanların bu zikiri coşkusuyla cezbesiyle görülmeye değer. Zikrin ardından bir dervişin hindistan cevizi ağacından meyveleri koparıp şeyhine getirdiği görüntüleri çekiyoruz. Hindistan cevizi ağaçlarına basarak çıkmak yerine, ağaçları oyarak merdiven yapıyorlar Komor’da. Her yerin bu ağaca ayrı bir çıkış tarzı var. Bu köyün çevresinde sadece Madagaskar’da olduğunu bildiğimiz Baobab ağaçlarından da var. Daha sonra şeyhle ve müridleriyle vedalaşıp buradan ayrılıyoruz. Geri dönerken yol boyunca Komor’un yanardağı kraterlerinin bol bulunduğu dağlarda çekimler yaparak Moroni’ye dönüyoruz.

Komor’lular dinleri kadar geleneklerine de oldukça önem veriyorlar. Komor’un nasıl kendine özgü bir konusu var diye insanlara sorduğumda çoğundan geleneksel evlilik düğününün enteresan olduğunu öğreniyoruz. Daha önce böyle bir düğünün nerede ne zaman olacağını araştırken şoförümüz Ahmet’e söylemiştim. Ramazan öncesinin düğün sezonu olduğunu öğrenmiştim. Biz daha gelmeden tanıdığı birilerini bulmuş ve çekim için izin bile almaya gerek duymadığı düğüne katılmak üzere yola çıkıyoruz. Moroni ‘ye yakın bir köyde okyanus kenarında şirinmi şirin bir köy burası. Köye vardığımızda tanıştığımız Muhammed bize yardımcı oluyor. Damatla bizi tanıştırdığında gözlerimize inanamıyoruz. Damat 75 yaşında ama kafa olarak hala genç bir delikanlı izlenimi veren Parin. Parin’in sekiz çocuğu ve torunları bulunuyor. Yaklaşık 40 yıl önce evlenmelerine rağmen düğünü yeni yapıyorlar. Komordaki geleneksel evliliğin bir farklılığını böyle öğreniyoruz. Komor’da yaygın bir gelenek olan seneler sonra 3 gün süren bir düğün yapmak oldukça ilginç. Düğünler genelde Cuma gününden başlıyor ve Pazar günü öğlen saatlerine kadar yani damat gelinin evine girene kadar devam ediyor. Cuma günü bizdeki kına gecesi gibi kınanın da yapıldığı kadınların eğlencesi, Cumartesi hem kadın hem erkek karışık olan bir eğlence yapılıyor. Düğün salonu gibi bir yerin ayarlanıp müzik sistemleri dev hopörlörler kurulup bizdeki bol oynamalı düğünler gibi bir düğün yapılıyor. Pazar günü de damat kadının evine gidiyor. Beraberinde getirdiği altınları ve parayı sunuyor. Büyük bir panoya erkeğin getirdiği altınların hepsi iğneleniyor. Bu erkek evinden kız evine giden damat heyetiyle beraber bir alem gibi taşınıyor. Sabah olan bu yolculuğun öncesinde ateşlerde kaynayan kazanlarda pişen yemekler hep beraber yeniliyor. Her düğünde olması gereken ve çeşitli baharatlar içeren tatlıdan yeniliyor. Damat ve heyeti hemen sahilde bulunan aslında şimdiye kadar beraber yaşadıkları eşi ve düğünün gelini Meryem’in evine vardıklarında hediyeleri takdim ediyor. Kuran okunuyor ve dualar ediliyor. Bizdeki mevlide çok benzeyen kıraatte okunan mevlidden sonra sohbet ediliyor. Ayrıca her düğünde yapılması adet olmuş parasal yardımlar yapılıyor. Zarflar içerisine konan paralar Şazeliye, Kadiri, Rufai gibi tarikatların zaviyelerine, medreselere gönderilmek üzere orada bulunanlara bildiriliyor. Kocanın böyle seneler sonra düğün yapması hediyeler sunması, yemekler yenmesi , eğlencenin yapılması bana oldukça manidar geldi. Komor ana erkil bir toplum. Bu durum düğünlerdeki erkeğin kadının evine gitmesinden de anlaşılıyor. Ama yaşamın diğer alanlarında da bu ana erkil yaşayışın olumlu olumsuz izlerini görmek mümkün. Parin ve Meryem Hint Okyanusu’nun bu kayalık sahil köyündeki bu güzel evde şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da yaşamaya devam edecekler.

Yazan: Mehmet Özen