Bi Dünya Yaşam - Hindistan Saha İzlenimleri

Yes sir, yes sir...

Her bölümümüzde sizlere farklı diyarlardan sıradışı yaşam hikayeleri sunmak adına rotamızı Hindistan'a çeviriyoruz. Tamam, Hindistan'a gidelim ancak ne çekelim? Günümüz gezi programlarından başkent Delhi'yi, Tac Mahal'in olduğu Agra'yı, Bollywood'un merkezi Mumbai'yi biliyoruz. Tercihim farklı yaşam hikayelerine şahit olmak adına Hindistan’ın en kalabalık dördüncü kenti olan Haydarabad oluyor.

Burası ülkenin güneydoğusunda yer alan yönetim bölgesi Andhra Pradeş’in merkezi ve en büyük şehri. Musi Irmağı’nın kenarında başlayan yaşam, tarihin derinliklerinden bugüne Kozmopolit bir kimlik de kazanarak, yine aynı görkemle sürüyor. Zarif yapılar, devasa tapınaklar ve anıtlar kentin her yanını süslüyor. Yaşı 400 yılı deviren kentin adı ise Muhammed Kuli Kutub Şah’ın eşi Haydar Mahal’den geliyor. Bu şehirde müslümanlar çoğunlukta...

Uçağımız önce Delhi'ye iniyor. Daha önce bir kaç kez gittiğim Delhi'de hava epey kötüleşmiş duruyor. Havalimanından çıkar çıkmaz oksijen azlığından kısa süreli nefes darlığı yaşıyoruz. Bir an önce iç hat uçuşumuz için tekrar havalimanına hızlıca giriş yapmak istiyoruz ancak bu o kadar kolay değil. Dışarıdan içeriye girmek için kapılarda Xray cihazı yerine tüfekli polisler duruyor. Bileti olmayan havalimanından içeri giremez! İçeri giren de dışarı çıkamaz...

Haydarabad'a sağ salim varıyoruz ve hemen otelimize yerleşiyoruz. Hindistan'da yemekler acı ve aşırı baharatlı yapılıyor. Bu bizim damak tadımıza tuhaf gelse de bir süre sonra alışıyorsunuz. Her gittiğimiz yerde "hiç acı istemiyoruz ve bahatsız istiyoruz" dememize rağmen "baharatsız yemek mi olur" anlayışıyla yemekler önümüze geliyor :)

Seyahatlerimizde bir hafta keşif yapıyoruz. Kent merkezinde keşfin ilk durağı dimdik beliren Çarminar. Dilimize “dört minare” olarak çevrilebilen, Musi Irmağı’nın doğu kıyısındaki bu devasa camii,” 16.yüzyılın son bölümünden bugüne ulaşmış. Hemen dibine kondurulmuş Bhagyalakshmi adlı tapınak, bu adresi farklı dinlerin buluşma noktasına çeviriyor.

Haydarabad’ın en büyük camii Mekke Mescidi, Çarminar’ın güneybatısında bulunuyor. Mekke’deki Mescid-i Haram’dan esinlenerek ortaya çıkarılmış bu yapıda, aynı anda bin kişi ibadet edebiliyor. Yapımında Mekke’den getirilen toprağın kullanılmış olması önemli ve ilginç bir başka ayrıntı. Çarminar'da dolaşırken motosikletler, rekşalar, insanlar.. hepimiz bir arada aynı yerden gitmeye çalışıyoruz. Yaya ile insan trafiğinin birbirine karıştığı tam bir keşmekeş... 200 metreyi yürüyerek tam 1,5 saatte gidebiliyoruz. Tabi biz sizlere farklı hikayeleri taşımak istediğimizden yüzlerimiz gülüyor.. Çarminar'ın arka sokaklarında bir mandıra görüyoruz. Mandırada adam tezekleri elleriyle önce topluyor temizliyor sonra süt sağıyor, zorlu bir yaşam... Ben uzaktan izlerken kokuya dayamazken bu zorlu işte yıllardır çalışan bir adamın hikayesi hoşuma gidiyor. Haydarabad'ın en meşhur tatlısı hurma ve manda sütünden yapılan sirhurma tatlısı...

...

Güzel bir sabaha uyanıyoruz demek isterdim ancak Temmuz ayı Muson sezonunun başladığı ay olduğundan hava hep kapalı, yorgun uyanıyoruz... O meşhur "nem" burada kendini hatırı sayılır biçimde hissettiriyor.

İmran ile tanışıyorum. İmran burada gazeteci. Formatımızı anlatıyorum ve farklı yaşamlar ile ilgili bilgi topluyorum. Hindistan'a gelmeden önce yaptığım araştırmalarda saçlarını bağışlayan kadınları soruyorum. İmran sürekli "yes sir, yes sir" diyor. Her konuda mutabık kaldığımızı düşünerek ertesi gün söz konusu mekana gitmek için sabah hazırlıklarımızı yapıyoruz. Ancak İmran bir türlü gelmiyor. Bu coğrafyanın bir alışkanlığı. Sabah 9 diye anlaşırsınız ancak öğleden sonra 3'te buluşursunuz :) İmran o gün gelmiyor telefonlara cevap alamıyorum derken bir başka kişiyle buluşuyorum. Aynı bilgileri Tarıq'tan da almak için anlaşıyoruz derken o büyülü kelimeler Tarıq'ın ağzından da çıkıyor: Yes sir, yes sir... Burada insanlara günaydın da deseniz cevap "yes sir" oluyor. Tabi durumu kavrıyoruz ve başımızın çaresine bakıyoruz :)

Şoförümüz Muhammed'e bizi tapınağa götürmesini söylüyorum. Yaklaşık 15 gün Muhammed bizim şoförümüz olacak ve Muhammed'e "yes sir" kelimesine antipatim olduğunu dile getirerek kullanmaması rica ediyorum. Ancak bu coğrafyanın bir jargonu olduğundan Muhammed uzunca "siiirrr" demekle yetiniyor :)

Yadagirigutta tapınağına varıyoruz. Burada herkes için tapınacak bir şeyler var. Tapınakta berber görüyoruz. Tabi ilk gördüğümüzde toplu tıraş yapılan bir mekan gibi duruyor. Ancak gözümüze saçları toplayan Aniruddha ilişiyor. Patronu güzel sağlıklı ve uzun saçları toplaması için ona para ödüyor. Bu saçların ne yapıldığını araştırıyoruz ve sonuç protez saç olarak Avrupa'ya fahiş rakamlara satılıyor. Saç toplayıcısı Aniruddha üzerinden saçını dini inancı için bağışlayan Fariishta'nın hikeyesini işlemeye karar veriyoruz.

...

Haydarabad mutfağı, öylesine zengin çeşitte ve kendine özgü yemeklerle dolu ki insanı şaşırtıyor. Bunda tarihsel ve coğrafi kesişimlerin ve birikimlerin etkisi büyük elbette. Babür döneminden bugüne gelen yemekler lezzeti ile dikkat çekiyor. Kuzu etinden yapılan “biryani”, genellikle onunla birlikte sunulan acılı köri sos “mirchi ka salaan”, tavuk yemeği “murghi korma”, hamur işi “haleem”, tatlı olarak “sirhurma”, “double ka meetha” tadılası lezzetlerden sadece bazıları diyebiliriz. Ancak burada avlanıp da yenilmeyen bir şey var: Kurbağa.

Başka bir sabah, başka bir macera... Şoförümüz Muhammed'e bizi şehirden çok uzaklaşmadan 150 - 200 km yakınlardaki bir köye götürmesini söylüyorum. Ve Shankarampet köyüne gidiyoruz. Bu köy Şaivizm'e inanıyor. Hindu mezheplerinden Şaivizm’e göre, yağmur göksel bir rahmet ve ikram olarak yeryüzüne iniyor. Aslında bu anlayış, hayatla materyalizmin dışında bağlar kuran herkes için bir biçimde geçerli. Böyle olunca da kuraklığı yok edip yağmuru göndermesi için Şiva’ya yalvarmaktan başka çare kalmıyor. Ekibimle biz de kendi aramızda "ya hu kardeşim zaten muson sezonu başlamış" diye konuşurken birden çocuklar hep bir ağızdan "hangadaşiva" diye bağırarak çıka geliyorlar. Köyün en tecrübelisi ile hemen muhabbete koyulup bu seremoniyi kaydetmek istediğimizi dile getiriyorum. Bir anda etrafımda bir grup toplanıyor ve ben burada ne yaptıklarını anlamaya çalışıyorum. "Vırak, vırak" sesiyle "İnanca Dair" bölümümüzün gizli kahramanı ile tanışıyorum. Bu bir kurbağa...

Tüm köy bize öyle bir destek veriyor ki bu köy insana film çektirir. Her söylediğimiz itinayla uygulanıyor, insanlar çok hızlı organize oluyor. Hindistan'ın geneli için söyleyemeyeceğim bir pratiklik ile karşılaşıyoruz. Kurbağa'yı kullanarak su için su harcayan köyün yaşamı bize Bi Dünya Yaşam manzarası sunuyor.

...

Şehre yakın yerleşim yerlerinde dolaşırken teneke evleri fark ediyoruz ve şoförümüzün bizi uyarmasına rağmen dalıyoruz mahalleye. Güvendiğim tek şey ekip olarak gülümsüyor oluşumuz. Burası Slumarea. Pek tekin bir yer değil ve kokudan ötürü ekipçe kusuyoruz. Hindistan genelindeki kasvetli koku burada en üst düzeyde. E belgeselci olmak kolay değil, tabiri caizse "buradan ekmek çıkar" diyor ve evlerin aralarına giriyoruz. Niyetim burada dramatik bir yaşam çekmek. Bu tek odalı evlerin yanında yıkık dökük bir bina dikkatimi çekiyor ve buranın bir hastane olduğunu söylüyorlar. "kim burada doktor olmak ister ki" sorusunun cevabını Dr. Kiran ile tanışarak alıyorum. Kiran o kadar iyi niyetli bir doktor ki hakikaten kimsenin yaşamak istemediği bir yerde kendi rızasıyla insanlara yardımcı oluyor ve bunu severek yapıyor. Karı-koca doktorlar bölge halkı tarafından da seviliyor. Doktorun hikayesi ilgimizi çekiyor ve bu bölgede bu denli hatırı sayılır bir kişi ile gezersek bize kimse karşı çıkmaz diye düşünüyoruz. Çünkü bu bölgede eroin ve kokain satan gençler kameralarımızdan rahatsız oluyorlar. Ancak doktoru çektiğimizi görünce onlar da bize dahil oluyor ve bu fakir ama mutlu insanları, hayatını insanlığa yardım için adamış bir doktorun yaşam hikayesi üzerinden anlatmak kalıyor bize.

Haydarabad’da Müslümanlar, Hindular, çeşitli dinlerin ve mezheplerin mensupları bir arada hatta iç içe yaşıyor. Rengarenk dini hayat; ibadetleri, ayinleri ve kadim gelenekleriyle doyasıya yaşanıyor. İnsanoğlunun kendisinden daha yüce kabul ettiği güçlerle olan irtibatı bir an bile kesintiye uğramadan Bi Dünya Yaşam Hindistan'da devam ediyor.

 

MEHMET ÖZEN